Belediye Başkanı Dursun Mirza'nın 8 Ekim Atatürk'ün Bandırma'ya Gelişinin 90. Yıldönümü Tören Konuşması

Belediye Başkanı Dursun Mirza'nın 8 Ekim Atatürk'ün Bandırma'ya Gelişinin 90. Yıldönümü Tören Konuşması

 

BELEDİYE BAŞKANI DURSUN MİRZA'NIN 8 EKİM ATATÜRK'ÜN

BANDIRMA'YA GELİŞİNİN 90. YILDÖNÜMÜ TÖREN KONUŞMASI

Marmara’nın güzel kenti Bandırma bugün yine sevinçli bir günü yaşıyor. 90 yıl öncesinin heyecanını yeniden canlandıran mutlu bir yıldönümünü kutluyor. 1925 yılında kentimize gelen o çok özel konuğun kalbimizdeki sonsuz sevgisini her Bandırmalı bugün biraz daha farklı yaşıyor ve kendisine yeniden hoş geldin diyor.

Evet, tam 90 yıl önce bugün, 8 Ekim 1925 günü Ulu Önder ATATÜRK Bandırma’ya ilk kez gelmiştir.

O gün Bandırma’nın yaşadığı heyecanı bir düşünün. Kurtuluş Savaşının dahi komutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük devrimci Mustafa Kemal ATATÜRK, yani Gazi Paşa bu güzel kenti şereflendiriyor. Kurtuluş Savaşının başlangıcındaki o karanlık günlerde ulusumuzun geleceğini aydınlatan, bütün düşmanları yurdumuzdan atan, bize özgür bir vatan ve onurlu bir devlet bırakan o yüce insan Bandırma’yı ziyaret ediyor. Bugünkü teknolojik olanakların hiçbirinin olmadığı o günlerde, yüzünü hiç görmeden hayalinde canlandırdığı o çok sevdiği büyük kurtarıcısını yakından görebilmenin heyecanı, her Bandırmalıyı ayrı bir sevince boğuyor. Günler öncesinden başlayan bu tatlı heyecan, bütün Bandırmalıları o gün sahile dolduruyor.

Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar tüm Bandırma Gazi Paşa’yı karşılamak için iskelede bekliyor.

O yıllarda küçük bir çocuk olan İlhan GEÇER, o gün yaşadığı duyguları şöyle anlatıyor: “Yediden yetmişe herkes sokaklara döküldü. Gazi Paşa’yı getirecek gemi uzaktan görününce heyecan ve sabırsızlık son haddini bulmuştu. Az sonra Mustafa Kemal Paşa rıhtıma indi. Kendisini karşılamaya gelenlerin hatırını soruyor, ağır adımlarla şehre yürüyordu. Biz öğrenciler iskele dışında yer almıştık. Büyük Kurtarıcı güler yüzle yanımıza yaklaştı. Bir ara “Adın ne senin küçük?” diyen dinç bir ses işittim. Gazi bana soruyordu. “İlhan” diye karşılık verdim. Sonra gerilerdeki doktor olan babama dönerek “Hekimbaşı bu mutlaka senin oğlundur. Çünkü adı Türkçe” buyurdu.

Sevgili Bandırmalılar,

Yurt gezileri kapsamında Atatürk, Bandırma’ya üç kez gelmiştir. Atatürk’ün Bandırma’ya ilk gelişi 8 Ekim 1925 tarihinde gerçekleşmiştir. Daha sonra ikinci kez 13 Haziran 1926 tarihinde, üçüncü kez de 20 Ocak 1933 tarihinde Bandırma’yı onurlandırmıştır.

8 Ekim 1925 tarihinde Mudanya’dan Ertuğrul yatı ile hareket eden Atatürk, saat 13;00’de Bandırma’ya gelmiştir. Henüz inşaat halinde olan eski iskeleden karaya çıkarak, sahilde coşkuyla kendisini bekleyen Bandırmalılarla kucaklaşmıştır.

Bandırmalıların yoğun sevgi gösterileri ile karşılanan Atatürk, gemiden indikten sonra yaya olarak halkın arasından geçerek istasyonda hazır bulunan trene binmiştir. Trende Bandırma’dan gelen heyetleri kabul eden Atatürk, daha sonra Balıkesir’e hareket etmiştir.

Atatürk bir yandan Bandırmalılarla sohbet ederken bir yandan da şehri dikkatle inceliyordu. Kurtuluş Savaşı’nda iki yılı aşkın bir süre işgal altında kalan Bandırma’nın,  yangın sonrasından izler taşıyan halini gördükten sonra, Bandırmalılara şöyle seslenmiştir:

“Milletimiz çalışkandır. Bu fazileti taşıyan Bandırmalıların şehirlerini imar edeceklerinden, halen barut ve is kokan bu beldeyi mamur hale getireceklerinden asla şüphe etmiyorum.”

Evet, ATATÜRK ulusuna duyduğu güveni burada bir kez daha ortaya koymuştur. Koşulların inanılmaz zor olduğu, umutların tükendiği en karanlık günlerde bile O, ulusuna duyduğu güvenden asla vazgeçmemiştir. Kurtuluş Savaşı’nı bu güvenle kazanmıştır. Gücünü doğrudan halktan aldığı için hiçbir şeyden korkmamış, halkıyla el birliği içinde ulusumuzu karanlıktan aydınlığa çıkarmıştır.

Böylesi özel günlerde ATATÜRK’ü anmanın çok ötesinde O’nu anlamaya çalışmanın çok daha önemli olduğuna inanıyorum.

ATATÜRK’ü anlamak demek; Türkiye Cumhuriyeti’ni, edinimlerini, başarılarını, yaratımlarını anlamak demektir. ATATÜRK‘ü anlamak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde başı dik, onurlu bir insan gibi yaşamaktır. Yurttaş olmanın, ülkesinin geçmişini ve geleceğini paylaşmanın keyfini sürebilmektir ATATÜRK’ü anlamak. O’nu anlamak; tüm yaşamını adadığı davasını, uygarlık projesini anlamaktır. Yaptıklarını, söylediklerini, koyduğu hedefleri anlamaktır. Gerçekleştirdikleriyle, ulaşmak istediği hedefleriyle gururlanmak, övünmek, kıvanmaktır. ATATÜRK, Cumhuriyetin ta kendisidir.

Şairin kaleminden ATATÜRK bize şöyle sesleniyor:

Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız,

Laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil,

Bilim ağartsın saçlarınızı, kitaplar,

Ancak böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar.

Bana muştular getirin bir daha,

Uygar uluslara eşit yeni buluşlardan;

Kuru söz değil iş istiyorum sizden anladınız mı?

Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı?

Evet biz ATATÜRK’ü çok sevdik, ama O’nu tam olarak anlayamadık. Zaten anlasaydık bugünleri yaşamazdık. Ne acıdır ki, büyüklüğünü tüm dünyanın kabul ettiği ATATÜRK’ümüzü içimizden bazıları kabullenemiyor. O’na dil uzatmaya kalkıyorlar. Ama bu düşüncedeki zavallılar her zaman bu ülkede tek başına kalmaya mahkumdur. Çünkü Ulusumuzun Atasına duyduğu sevgisi o kadar büyüktür ki, yapılan her saldırıda O’na olan bağlılığımız daha da güçlenmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce ATATÜRK’ü, biz Bandırmalılar için özel bir anlam taşıyan böyle özel bir günde sevgi, minnet ve şükranla anıyor, O’nun ilkelerine ve Cumhuriyete bağlılığımızı bir kez daha haykırıyor, hepinize en içten saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


Eklenme Tarihi: 08 Ekim 2015
< Bir Önceki Bir Sonraki >